S. Ali Sevim yazdı | 1 TL, 5 TL, 10 TL HÜKÜMSÜZ, 15 TL CAN ÇEKİŞİYOR

Koronavirüs, milimetrenin binde biri kadar bir büyüklüğe sahip olmasına karşın Türkiye ekonomisinin 2018 yılının ağustos ayında patlak veren kur şokuyla birlikte içine girdiği krizi görünür kıldı. Görünür kılmakla da yetinmedi krizi ağırlaştırdı; işsizliği ve yoksulluğu artırdı, ihracatın ve güvenin dip yapmasına yol açtı.

Bu elbette, Türk ekonomisine ilişkin bizim de içinde yer aldığımız bir çevrenin okuma ve değerlendirme biçimi… Bir başka okuma biçimi de hükümet merkezli, iktidar odaklı yaklaşımları içeriyor. Hükümet sözcüleri ve onun “iyiye gidiş” tezine dayanak oluşturan, etimolojisine bakıldığında “devlet”i göreceğimiz istatistik kurumu (Fansızca “statistique”, Almanca  “statistik” devlet idaresi sanatı, idari amaçla toplanan sayısal bilgi anlamına geliyor) verileri üzerinden yapılan okuma. Bu dikotomi ya da ikilik, uzun zamandır ekonominin yanı sıra ülkenin politik, diplomatik, sosyal ve kültürel ilişkilerine dair yaklaşım ve değerlendirmeler de kendini gösteriyor.

İktidarın kudretinden doğan zorlama, simgesel şiddet  ve dayatmalarına boyun eğmeden; ancak, “bilgi namusu”na da halel getirmeden ekonomiye ilişkin düşünce, gözlem ve saptamalarımızı sıralayalım. İzninizle bir alıntı yapmak istiyorum. Theodor W. Adorno, “Minima Moralia” adlı başyapıtında “Her yerde benzerlikler görmek, her şeyi aynı kılmak, zayıf gözlerin işaretidir” diyor.

Evet, Türkiye ekonomik krizde yeni bir uğraktadır. Bu yenidir, bilinmeyendir. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük krizi ile karşı karşıyayız. Bu krizi, öncekilerle “benzerlikler” kurarak anlamaya çalışmak, yanlış önermeden doğru sonuç çıkarmak kadar nafile bir çabadır.

Bu kriz, kendi içinde “biricik” özellikler sergilemektedir. O nedenle başlı başına hakkını vererek başta tarımsal üretim ve borç miktarı olmak üzere tüm verilerin ince ince analiz edilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu analizler sonrasında diyalektik süreçler işletilmeli, kapsayıp aşan bir senteze ulaşılmalıdır.

Biz, ekonomide son dönemde yaşananları sayısal verilere boğmadan, çarşı-pazardan gözlemlerimizle kestirme suçlamalarına maruz kalma pahasına serimlemeye çalışacağız. Anımsayalım, 2018 yılının ağustos ayında yaşanan kur şoku sonrasında, dolar bir anda 7 TL 20 kuruşu gördü. Hükümet, krizin önüne geçmek için paket üstüne paket açıkladı. Dolar kuru, para piyasalarını yakından takip edenlerin saptamalarına göre Merkez Bankası ve kamu bankaları eliyle geriletildi. Bu amaçla devletin, zor zamanlarda kullanması gereken milyarlarca dolar seferber edildi. Bu müdahaleler sonrasında dolar kuru 5 TL 20 kuruşları görmesine karşın bu düzeyler korunamadı. Aşama aşama arttı ve bugün 7 TL sınırı aşıldı.

Bu süreçte enflasyonun da kontrol altına alındığı açıklandı. İktidarın söylemine, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verileriyle matematik kesinlik ve mutlaklık kazandırılmaya çalışıldı. Ancak, bu verilerin olup bitenle eş deyişle gerçekle olan makası açıldıkça kuşku büyüdü; soru işaretleri çoğaldı.

Resmi verilerin, gerçeğin yakıcılığı karşısındaki büyük mağlubiyeti, en çok çarşı-pazarda hissedildi. 2018 yılı ağustos ayı öncesinde mahallemizdeki pazardan 1 TL’ye, bir kilogram sebze ya da meyve almak mümkündü. Kriz, sonrasında bu tutar hızla 5 TL’ye, ardından 10 TL’ye yükseldi. Pandemi ile birlikte 15 TL zorlanmaya başlandı. Küçük bir adım sonrasında 20 TL artık hiç de sürpriz değil.

Üstelik, krizle birlikte orta gelir grubunun hızla yoksullaştığı (Türk-İş’in nisan ayı araştırmasına göre 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 2 bin 374 lira, yoksulluk sınırı 7 bin 732 liraya yükseldiği)  göz önüne alınırsa demek istediğimiz daha net olarak ortaya çıkacak. Bir başka deyişle daha geniş kesimler; yüksek enflasyon, düşük ücret (iş bulabilen şanslılar için) ve borç sarmalında (2001 krizinde her 100 kişiden 4-5’i borçlu iken, şimdi 65-70’i borçlu) yaşam mücadelesi veriyor ve vermeye devam edecek gibi de görünüyor.

Yazıyı, yine Adorno’nun sözüyle tamamlayalım. “Yanlış yaşam doğru yaşanmaz” diyor Adorno. Bu sözü, ekonomiye uyarlayalım, bizden bir sözle: “Yanlış hesap Bağdat’tan döner”; er ya da geç…

alisevim@avrupahaberi.com

Paylaşabilirsiniz

Yanıt Yaz

Follow by Email
YouTube
LinkedIn
Share
Instagram