Özgür Çoban yazdı | Alman Hristiyan demokratlar: İstikamet aşırı sağ

Almanya’da muhafazakâr politikayı temsil eden ve 2. Dünya Savaşı’nın ardından ülke siyasetinin amiral gemisi pozisyonunu hiç kaybetmeyen Hristiyan Demokrat Birlik (CDU), sessizce yeni genel başkanını seçmeye hazırlanıyor.

Bugün başlayacak ve yarın devam edecek kongre, Almanya’nın gelecekteki politik pozisyonunu belirleyici olması yönüyle oldukça önemli. Devamını okuyacağınız yazıda, adaylığını açıklayan ve dijital yollardan yapılacak seçimin favorileri arasında gösterilen, Angela Merkel geleneğinin takipçisi olan Kuzey Ren-Vestfalya Eyalet Başbakanı Armin Laschet ile partinin sağcı ve gelenekçi kanadını temsil eden Friedrich Merz’in politik önerileri üzerinden ülkenin angaje olabileceği siyasi dizilişi analiz etmeye çalışacağım. Bir aday daha var, Norbert Röttgen. Son aylarda parti içerisinde sempati kazanmasına ve oylarını artırmasına rağmen Röttgen’e pek şans tanınmıyor.

Bununla birlikte, CDU ile Hristiyan Birlik’te ortaklık yapan kardeş parti Hristiyan Sosyal Birlik’in (CSU) Genel Başkanı Markus Söder’in de adı bir dönem özellikle medyada sıkça dillendirildi ancak kendisi “kardeş” de olsa başka bir parti de politika yaptığı için CDU Genel Başkanlığı’na uygun görülmüyor. Medyada Söder’in, daha çok Hristiyan Birlik’in başbakan adayı olarak seçimlere katılması istendiği yazılıyor. Söder’in başbakanlığına ilişkin yapılan kamuoyu yoklamaları, sol partilerin seçmenlerini de fazla rahatsız etmeyecek bir aday olduğunu gösteriyor. Bunda son seçimlerde CSU listelerinde göçmen kökenli adaylara daha fazla yer vermesinin etkisi olduğunu düşünüyorum. CDU seçmenlerinin de Söder’in başbakanlık adaylığına sıcak baktığını gösteren anketler mevcut.

CDU, Avusturya’daki muhafazakârları örnek alarak sırf Neonazi partisi Almanya için Alternatif’in (AfD) yükselişini engellemek için direksiyonu tam sağa kırabilir ya da Angela Merkel’in belirlediği, merkezde kalma stratejisi çerçevesinde siyasi mücadelesine devam edebilir. Yeni dönemde parti politikası bu iki omurgadan birine tutunacak.

Merkel’in bu yılın sonbaharında yapılması planlanan genel seçimler sonrasında siyaseti bırakacağını açıklamasının ardından CDU Genel Başkanı seçilen Annegret Kramp-Karrenbauer, Thüringen’deki AfD ile ortaklık skandalı nedeniyle istifa etmişti.

Merkel döneminde partide kanatların birbiriyle sürekli didişme içerisinde olduğu bir süreç yaşandı. CDU içinde iki ayrı kanadın iktidar mücadelesi verdiğini söyleyebiliriz. Bir tarafta Merkel’in temsil ettiği, partinin merkezde konumlanmasını savunan, bünyesinde AB yanlısı söylemlerin oldukça güçlü olduğu, sosyal politikaları önceleyen, uzlaşmacı, entegrasyona inanan kanat, diğer tarafta ise Neonazi partisi AfD’den tek farkı CDU içerisinde politika yapmak olan gelenekçi, aşırı sağcı tutumlara sahip, neoliberal politikalarda ısrarcı, sosyal devlet uygulamalarına mesafeli duran ve göçmenlere yönelik sert politikaları savunan üyelerin içerisinde saf tuttuğu sağcı kanat bulunuyor. Birinci kanadı adaylardan Armin Laschet, ikinci kanadı ise partinin kıdemli sağcısı Friedrich Merz temsil ediyor.

HESAPLAŞMA ZAMANI

CDU’daki genel başkanlık yarışının karakteristiği, Merkel’in tartışmasız liderliği nedeniyle uzun zamandır ertelenen kanatlar arası hesaplaşmanın yaşanacak alan olmasıyla kendisini ortaya koyacak.

Armin Laschet, sosyal demokratların kalesi olarak bilinen Kuzey Ren-Vestfalya eyaletinde başbakanlık koltuğuna oturduğundan bu yana adından sıkça söz ettiriyor. Laschet, partinin liberal, sosyal politikacı ve pro-Avrupacı kanadını temsil ediyor. Eyalette Uyum Bakanı olarak görev yaptığı dönemde göçmenler tarafından çok sevilen bir siyasetçi haline geldi. Bu nedenle partinin sağcı kanadı kendisine “Türk Armin” şeklinde hitap etmeye başladı. Laschet, Merkel’in liberal göçmen politikasının da sıkı bir takipçisi aynı zamanda.

Neonazi partisi AfD ile mücadelenin ona benzeyerek değil demokrasiye sahip çıkılarak yapılması gerektiğini savunan Laschet, Sol Parti’ye de (Die Linke) AfD’ye olduğu gibi mesafeli. Her iki partiyle de asla herhangi bir ittifak içerisinde bulunmayacağını sürekli tekrarlıyor.

Tüm politik kariyerini Merkel karşıtlığı üzerine bina eden Friedrich Merz’e bakalım biraz da. Bir önceki genel başkanlık seçiminde Karrenbauer’e karşı az bir oy farkıyla kaybeden Merz, bu seçime de hayli iddialı hazırlanıyor. AfD’nin partisinin tabanını oyduğunu belirten Merz, “Kaybettiğimiz seçmenleri geri alacağız” ifadesini kullanarak, partiyi daha da “sağa çekeceğinin” sinyallerini peşinen veriyor. Gerçi CDU, şu anda Merkel’in Kovid-19 salgını sırasında gösterdiği başarılı performans dolayısıyla zaten oylarını neredeyse 12-13 puan artırarak yüzde 37-38 bandına oturdu ama bu yine de Merz’in popülist mesajlar vermesini engellemiyor.

İKİ FARKLI YÖN

Yukarıdaki satırlarda, “Almanya siyasetinin oy potansiyeli açısından en büyük siyasi hareketi durumunda olan CDU’da genel başkanlık yarışının sonucu, ülkenin yakın gelecekteki siyasi konumlanması hakkında ipuçları sunacak” demiştik. Ülkenin önünde bu bağlamda iki seçenek bulunuyor. Dışa dönük, AB destekçisi, güçlü sosyal politikalarda ısrarını devam ettiren bir Almanya ya da aşırı sağ ideolojinin sınırlarına dayanmış, sosyal politikaya yön veren kurumları dışlamış, AB’yi önemsemeyen ve otokrat tavırlı yöneticiler elinde demokratik gelenekleri hırpalanan bir Almanya.
Her iki politik diskurdan hangisinin başat hale geleceğine CDU üyeleri karar verecek. Parti tabanında hatırı sayılır bir miktarda AfD sempatizanı olduğunu düşünürsek, söz konusu genel başkanlık yarışını Merz’in kazanması, hem ülke hem de demokrasi açısından tüm hesapları alt üst edebilir.

CDU’nun, Merz’in yönetiminde Neonazi partisi AfD’ye muhtemelen daha sıcak mesajlar vermeye başlaması oldukça olası. Hatta eli biraz daha artıralım. Bu yıl sonbahar aylarında yapılacak genel seçimlerden yine birinci parti olarak çıkacak olan CDU’nun AfD’li bir koalisyon arayışına girmesi şaşırtıcı olur mu? Merz’in politik tonunun bu kötülük odağı parti ile hafifçe örtüştüğünü unutmamak gerekiyor. Hele hele aşırı sağcı söylemlerin tamamen normalleştiği ve siyasetin merkezine taşındığı bir ortamda neden olmasın. Ayrıca, CDU’nun daha çok 60 yaş üzeri muhafazakârlar ile küçük işletme sahipleri ve düşük-orta eğitim düzeyine sahip seçmenlerinin de AfD’li bir hükümet modeline soğuk bakacaklarını düşünmüyorum. Ayrıca anketler, ırkçı AfD’nin seçmenlerinin neredeyse yarıya yakınının Merz’in söylemlerini takdirle karşıladığını gösteriyor.

Sonuç olarak, Laschet ve Merz’in yürümek istediği yollar iki farklı yöne doğru ilerliyor. Ne taraftan yürüneceğine CDU üyeleri karar verecek. Anketler şu anda Merz’in Laschet’in önünde olduğunu gösteriyor.

Ezcümle, şu an ki tabloda, ben açıkçası partinin aşırı sağ sempatizanı kanatın eline geçmesini önlemek adına Merkel’in Laschet lehine ağırlığını koyacağını düşünüyorum. Bu, Merkel’in –eğer aktif siyaseti bırakırsa- ülkesi ve belki de Avrupa Birliği için yaptığı son insancıl politik manevra olarak tarihte yerini alacaktır.

Paylaşabilirsiniz

Yanıt Yaz

Follow by Email
YouTube
LinkedIn
Share
Instagram