Söyleşi|Türkiye’nin Paris Büyükelçisi Musa: “Bugün içinden geçmekte olduğumuz süreç konjonktürel”

SÖYLEŞİ

Türkiye’nin Paris Büyükelçisi İsmail Hakkı Musa, Türkiye-Fransa ilişkilerinde bugün içinden geçilmekte olan süreci “konjonktürel” olarak niteledi.

Musa, avrupahaberi.com’a verdiği röportajda, Türkiye-Fransa ilişkilerinde “geri dönülemez” bir aşamaya mı gelindiği, diyalog şansının halen bulunup bulunmadığı sorusu üzerine, diyaloga elbette yer bulunduğunu, aksini iddia etmenin, Türk-Fransız ilişkilerinin tarihini bilmemek anlamına geleceğini kaydetti.

İlişkilerin 500 yılı aşan bir geçmişinin bulunduğuna dikkati çeken Musa, ilişkilerin her zaman kolay olmadığını, ancak, dost ve müttefikler arasında görüş birliği ve ayrılıklarının görülmesinin tabii olduğunu söyledi.

Musa, “Bugün içinden geçmekte olduğumuz süreci ‘konjonktürel’ olarak niteliyorum” dedi.

İki ülke arasında bugün ciddi anlaşmazlıklar bulunduğunu ifade eden Musa, ancak, Türkiye ile Fransa arasında “geri dönülemez bir nokta”dan bahsedilemeyeceğini kaydetti.

Musa, “Koşullar ne olursa olsun, Türk halkı ile Fransız halkı dostdur” dedi.

İki ülke cumhurbaşkanlarının birbirlerini sert şekilde eleştirmelerinin hatırlatılması üzerine Musa, bir büyükelçinin görevinin cumhurbaşkanlarının sözlerini yorumlamak olmadığını, ancak, birbirini sert şekilde eleştiren liderlerin ertesi gün görüşüp, gündemdeki konular hakkında görüş alışverişinde bulunabildiklerini unutmamak gerektiğini söyledi.

Fransız FS Courbet fırkateyni

Fransız FS Courbet fırkateyninin Türk gemilerince taciz edildiği iddiasına ilişkin soru üzerine Musa, bu konuyu, Senato Dışişleri, Savunma ve Silahlı Kuvvetler Komisyonu oturumu da dahil olmak üzere pek çok vesileyle birçok defa ve ayrıntılı biçimde ele alma imkanı bulduğunu ifade etti.

Musa, “FS Courbet’nin gemilerimizce hiçbir suretle tehdit edilmediğini ve ‘aydınlatılmadığını’, Sayın Milli Savunma Bakanımız NATO’da, Fransa Ordular Bakanı Parly’nin de hazır olduğu bir oturumda konuya ilişkin detayları paylaştı” dedi.

FS Courbet fırkateynine, gerçekleştiği iddia olunan hadiseden kısa süre önce bir Türk gemisince ikmalde bulunulduğunu anımsatan Musa, hadisenin bir yanlış anlamadan ibaret olduğunu değerlendirdiklerini bildirdi.

Gemilerin hareketlerinin saniye saniye kaydedildiğini ve Türkiye’nin elektronik sistemlerinde mevcut bütün kayıtları NATO’yla paylaştığını hatırlatan Musa, “Neticede, NATO’da konu hakkında Genel Sekreterin talimatıyla hazırlanan rapor nihai bir sonuca varmadı” dedi.

İki dost ve müttefik ülkenin Doğu Akdeniz’de bir birine rakip tatbikatlar icra etmesinin nasıl açıklanabileceği sorusuna Musa, “Evvelce de ifade ettiğim gibi, bunların ‘konjonktürel’ olmasını arzu ediyorum” ifadelerini kullandı.

“Bu kesinlikle kabul edilemez”

Türkiye’nin, Yunan egemenliğinde olduğu da iddia edilen, deniz alanında hidrokarbon arama faaliyetleri yürütmesi konusu hakkında da Musa, Türkiye’nin kıta sahanlığının sınırlarını, Fransa’nın da Güvenlik Konseyi daimi üyesi olduğu Birleşmiş Milletler’e (BM) 2004 yılında bildirmiş olduğunu hatırlattı.

Oruç Reis gemisinin araştırma faaliyetlerini bu alan içerisinde yürütmekte olduğunu vurgulayan Musa, “Biz bu alanı BM’de kıta sahanlığımız olarak kayda geçirirken, Yunan dostlarımızın nerede olduğunu ve neden tepki vermediklerini merak ettik. Yunan tezlerini geçerli kabul ettiğimiz takdirde, Doğu Akdeniz’in bir Yunan gölüne dönüşür. Bu mantığa göre, Antalya’dan İstanbul’a seyahat edecek bir Türk gemisinin Yunanistan’dan izin alması gerekir. Bu kesinlikle kabul edilemez.” ifade etti.

Türkiye’nin Libya’yla yaptığı deniz yetki alanı anlaşmasıyla ilgili soru üzerine Musa, Türkiye’nin 2003’ten 2018’e dek diplomasiye şans verdiğini, buna karşın, bu dönemde Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) Mısır, Lübnan ve İsrail’le ve Yunanistan’ın ise Mısır’la Türk kıta sahanlığını ihlal eden anlaşmalar imzaladığını anımsattı.

Bölgedeki sondaj çalışmalarının da 2011 yılından itibaren bu aktörlerce başlatıldığını, sınırları tanımlanmamış bir alanda bu tip faaliyetlerin yürütülemeyeceği yönündeki uyarıların ve diyalog çağrıların karşılık bulmadığını belirten Musa, “Neticede Türkiye’nin 2018’den itibaren kendi sondaj çalışmalarına başlamaktan başka çaresinin kalmadı. Libya’yla yapılan anlaşmanın da bu çerçevede okunması gerekir, zira, kıta sahanlığımızda egemenlik haklarımızı ihlal eden çalışmalar yürütülürken bunlara seyirci kalamayız.” diye konuştu.

Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne (UMH) Türkiye’nin desteğinin sebebinin ekonomik ve bölgesel çıkarları mı olduğu sorusunu yanıtlarken Musa, Türkiye’nin, yaptıklarının sorumluluğunu üstlenen ve bunu açıkça ifade eden bir ülke olduğunu vurguladı.

Kendisini “general” olarak adlandıran savaş ağası Hafter’in 2015 Siyasi Anlaşması’na uymayarak, hakimiyet alanını Trablus’un yedi kilometre yakınına kadar genişletmesi üzerine UMH’nin Türkiye dahil olmak üzere beş ülkeden yardım talebinde bulunduğunu hatırlatan Musa, bu talebe yalnızca Türkiye’nin olumlu yanıt verdiğini ve bunun arkasında olduğunu kaydetti.

Aynı anda, hem Libya’da UMH tarafından temsil edilen uluslararası meşruiyeti savunuyormuş gibi yapıp, hem de Hafter’in desteklenemeyeceğini vurgulayan Musa, bu bakımdan, Türkiye’nin Libya’da tarihi bir sorumluluk üstlendiğin, bu tarihi sorumlulukla Türkiye’nin Libya’ya huzur ve istikrar getirdiğini ifade etti.

Paylaşabilirsiniz

Yanıt Yaz

Follow by Email
YouTube
LinkedIn
Share
Instagram