Murat Ünlü yazdı |Türkiye’nin ön alıcı stratejisi… Sınırları nerede?

Savunma konusunda uzmanlaşmış gazeteciler iyi bilir, askeri stratejide önemli bir nokta vardır. Tahkimatı iyi yapmazsanız savaşı kazanmanız asla mümkün değildir. Yani savunmada stratejik noktaları iyi tutmanız gerekir, buralara iyi yerleşmeniz gerekir, yoksa istediğiniz kadar saldırın beyhude.

Son dönemde Türkiye, uluslararası alanda Irak, Suriye, Libya ve Doğu Akdeniz’de ön alıcı hamleler yaptı.

Bu hamleleri uluslararası ilişkilerde çeşitli teorilerle açıklamak mümkün ama, en basit ifadelerle Türkiye’nin yaptığı, kendi toprağı dışında “düşük yoğunluklu ve dolaylı savaş”tır.

Tek tek ele alacak olursak, kimlerle savaştayız?

Irak’ta, bildiğimiz doğrudan terör örgütü PKK ile, dolaylı olarak ABD, Fransa, İngiltere…

Suriye’de bildiğimiz doğrudan Esad ile, dolaylı Rusya, İran…

Libya’da bildiğimiz doğrudan Hafter ile, dolaylı Rusya, Fransa, Mısır…

Doğu Akdeniz’de, bildiğimiz doğrudan Yunanistan ile, dolaylı o kadar çok ki….

Bu arada Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’ni de unutmadık. Zaten nerede Türkiye varsa onlar mutlaka karşı tarafta. Onların motivasyonu İslam liderliği…

Bütün bu ülkelere ekleme yapmak mümkün ama çıkarma yapmak mümkün değil. O kadar ki, Çin istihbaratından tutun da batılı pek çok ülkenin istihbarat faaliyetlerinin ve operasyonlarının bu bölgelerde yürütülmediğini söylemek safdillik olur.

Artık hızlanan ve küçülen dünyada herkesin her alanda çıkarları var ve ülkeler bunları açık veya gizli savunmak zorunda.

Yani Fransa nasıl savunma hattını Irak’ta, Suriye’de, Libya’da, Doğu Akdeniz’de kuruyorsa, ki dikkatinizden kaçmayacaktır hiçbiri sınırı değil… Türkiye de ön alıcı stratejisi ile barajı önde kurabilir. Ama… Fransa bunu yaparken arkasında batı ülkeleri ve kamuoyu var. Yani masaya oturduğunda herkes “evet Fransa haklı” diyecek.

Peki Türkiye? Ne kadar haklı olursa olsun, “demokrasinin tam işlemediği her fırsatta Avrupa’yı tehdit eden” bir ülke olarak ağzıyla kuş tutsa da masada kaybetmeye mahkum.

Yani Türkiye’nin ön alıcı hamleleri en azından Türkiye içindeki terörü azaltmış ve bazı sorunlu alanlarda önemli başarı sağlamış olsa da ilerisi muğlak.

Türkiye’ye karşı hamleler bundan sonra artarak devam etme eğilimindedir. Nitekim bu ABD’nin Irak’ta PKK ile yaptığı petrol anlaşması ile, Rusya’nın İdlib bombalamalarını yoğunlaştırması ile, Fransız yapımı bir Mirage’ın bayraksız olarak alçaktan uçarak Türkiye’nin Libya’da yerleşmeye çalıştığı Vatiyye üssünü bombalaması ile ilk emarelerini vermiştir.

Savaşı sürdürebilmek mümkün mü?

ABD, Rusya, Fransa ve diğerleri… Savaş yoğunlaşma eğiliminde…

Peki bu kadar cephede kazanmayı bırakın, savaşı sürdürebilmek mümkün mü? Ya da nereye kadar?

Elbette başta Milli Savunma Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, MİT Başkanlığı ve hatta ana görevlerinden biri “Türkiye’nin hakkını dış dünyada savunmak” olan Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı kadrolarının “en kötü durum” senaryosuna varıncaya kadar hazırlıkları vardır.

Ancak Türkiye ekonomisinin sınırları artık zorlanmaktadır ve Kasım ayındaki dış borç ödemeleriyle daha da zorlanacaktır.

Bu yaz turizm gelirlerinden yoksun kalan Türkiye’nin bu savaşları finanse etmesi vatandaşların cebindeki paranın daha da azalmasına yol açacak, ekonomik çarkların dönmesi zorlaşacak, ekonomik sistemin kırılganlığı artacaktır.

Üstelik salgının etkisinin de kısa dönemde sona ermesi ve ekonomilerin hızla ayağa kalkması mümkün değildir.

O nedenle belki de özellikle ekonomi gibi bazı alanlarda yeniden tahkimat yapma zamanı gelmiştir.

Türkiye soğukkanlı düşünerek sınırlarını yeni parametreler ışığında yeniden değerlendirmeli, yeni öncelikler belirlemelidir. Belki bazı alanlardaki mücadeleler soğutulmalıdır.

Ancak öncelik sırası oluşturarak bu döngüden çıkabilmek mümkündür. Ya da daha iyisi hızlı normalleşme adımları atarak.

Yani düşman azaltarak.

muratunlu@avrupahaberi.com

Paylaşabilirsiniz

Yanıt Yaz

Follow by Email
YouTube
LinkedIn
Share
Instagram